Artık blog değiliz
Ekim 8, 2009Ağzının tadı
Eylül 23, 2009Habertürk Türk medyasında Münevver Karabulut cinayetinin üzerine en ısrarlı giden gazete olmakla övündü aylar boyunca. Sebepleri olabilir, umulur ki saf gazetecilik refleksleri yatsın arkasında, Ersin Tokgöz’ün yazdığı (11 Mayıs 2009, Radikal) iddialar olmasın.

Karabulut’un katil zanlısı Cem Garipoğlu’nun yakalanmasından sonraki tutum ise bundan daha ilginç. Ne gibi bir sebep yatabilir acaba bir gazetenin kent sayfasında bir katil zanlısının sucuk ekmek yediği yerin tanıtılışında, hadi tanıtıldı diyelim, böyle bir başlıkla sunulmasında?
- “Evet, bu çocuğun yakalanması için yaratılan kamuoyu baskısında payımız var ama bu ülkenin Ted Bundy’si Charles Manson’ı gibi bir katilden kült yaratılacaksa onu da biz yaratırız” fikri mi?
- Gazete bir cinayetin ekmeğini (hatta sucuk ekmeğini) her sayfada yemek mi istemektedir? Sadece birinci, üçüncü veya iç sayfa yetmemeli, Cem nerede yedi haberi yapılmalı, kültür sanat bölümü Cem’in dinlediği Frank Sinatra albümünü yazmalı, spor servisi de çocuğun tuttuğu takımı yazmalıdır.
-HT İstanbul editörü Bahçelievler’deki Tonton Baba’nın “yakini” midir? Veya Tonton Baba reklamın kötüsü olmaz deyip bültenlerini Habertürk ofisine sunmuş mudur? Neticede, olası kriz “fırsata çevrilmiştir.” Bu uğurda suçu değilse de, suçluyu övmekte herhangi bir hukuksal ya da etik sorun yoktur.

Haber editörün değil mi, istediği gibi görür, kime ne?
Eylül 10, 2009Haber Türk editör kadrosu gazetenin 10 Eylül 209 tarihli nüshasında yer alan bir habere öyle bir takla attırmış ki, o haberi ilk elden yazan muhabir ertesi gün gazetede kendi haberinin başlığını gördüğünde içinden kimbilir neler geçirmiştir. Oldukça nesnel bir dille yazılmış haber, sadece bir başlık ve de spotla bambaşka bir köşeye çekilmiş. Üstelik haberin sunumunda bu değişikliği yapanlar haberin ana gövdesinde ve başlık ve spottan sonra dikkat çeken ilk şey olan haber kutusunda haberin veriliş biöimine uygun hiçbir değişiklik yapmamışlar. Haberin başlığı “Azınlık okuluna tarih dersi gibi Lozan yanıtı.” Haberin spotunun okuyucuya ilk hatırlattığı şey Türkiye’de yaşayan Ortodoks Rum azınlığın yıllardır Heybeliada Ruhban Okulu’nu açtırmaya çalıştığı oluyor. Bunun hemen ardından spot diyor ki Rum azınlık bir yandan Ruhban okulu mücadelesi verirken, öte yandan ise Şişli’de bir Rum ilköğretim okulunun kapanması için başvuru yapıyor. Yani diyor spot okuyucuya, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı bu “ikili” duruma izin vermeyerek ”tarih dersi niteliğinde” bir cevap veriveriyor cemaate: Lozan Antlaşması azınlık haklarını korur, bu yüzden okul kapatılamaz. Bu bilgiler okuyucunun sadece spottan ve başlıktan aldıkları. Ancak bunlar arasında cemaatin okulun neden kapatılmasını istediğine dair bilgi yok.
Haberi okumaya başlayan okuyucu cemaatin neden okulun kapanmasını istediğini anlıyor: Bakanlık artık öğrencisi olmayan 13 azınlık okulunun yöneticilerinin görevine son veriyor. Bu haberin ilk cümlesi. Yani okuyucu daha ilk cümleden okulların gerçekten işlevsiz kaldığını ve bu durumun da bakanlıkça görevden alma kararı verilerek tescillendiğini görüyor. Üstelik söz konusu olan okul sayısı 1 değil, 13 ve bunun içinde 12 Rum okulu 1 Ermeni okulu var. Rum cemaati bakanlıktan Şişli’deki okul binasını başka bir amaçla kullanma izni istiyor ancak Bakanlık Lozan Antlaşması’nın azınlıklara verdiği hakları ihlal eder gerekçesi ile talebi reddediyor ve cemaat dava açıyor.
Haberin kutusunda da ise “okulların çürümeye terk edilmemesi için azınlık cemaatlerinin açtığı dava büyük önem taşıyor” deniyor. Yani haberin göze çarpan unsurlarından olan kutuda, bu davanın olumlu bir şey olduğu okuyucuya hissettirilirken, kutunun yanındaki spot ve başlık Rum cemaati alenen ikiyüzlülükle suçluyor. Yani eldeki verilerle rahatlıkla “devlet kullanılmayan cemaat okulu binalarını hak koruma kisvesi altında çürümeye terk ediyor” haberi yapılabilecekken, haber birden bire “milliyetçi” bir hal alıveriyor. E bu haber yazı işlerinin karanlık tarafı kategorisine girmez de hangi kategoriye girer?
Hakan ormanda on kaplan gücündedir
Eylül 7, 2009Hakan Aygün (Bugün) 03.09.2009 köşe yazısı
“En fazla, “Çoğunluğun, azınlığın isteklerine önem vermediği demokrasi, demokrasi sayılmaz” diye gürültü koparırım. Bir işe yaramaz, çünkü dünyada, her ne kadar “var” deniliyorsa da öyle bir demokrasi yok. Orman kanunları var. Güçlü olan ve/veya çok olan, son sözü söyler! Edilgenlere de boşu boşuna çenesini yapmak düşer! Buraya kadar böyle!”

http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/77415-dtp-kapatilsin-makalesi.aspx
Bodrum’a ciddiyet hakim oldu
Eylül 7, 2009Nazlı Ilıcak (Sabah) 02.09.2009 köşe yazısı

“Enver Altaylı, sözü demokratik açılıma getirerek, hükûmete bir çağrı yaptı: “Fethullah Gülen’in okulları… Ben, Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsaydım, Doğu ve Güneydoğu’da ciddi bir araştırma yaptırırdım. Acaba, Gülen’in okullarına devam eden çocuklardan hiç dağa çıkan var mı? Bu araştırmayı Milli Güvenlik Kurulu’na sunar ve o okulların özellikle bölgede yaygınlaştırılmasını bir devlet politikası haline getirirdim.”
…
Gördüğünüz gibi Bodrum’da sadece ikoncanlar konuşulmuyor. Ciddi meseleler de, gündeme gelebiliyor.”
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2009/09/02/gulenin_kulaklarini_cinlattik
bas bas paraları Mümtaz’a… bir daha mı geleceğiz dünyaya…
Eylül 7, 2009Mümtaz Soysal (Cumhuriyet) 02.09.2009 köşe yazısı

“Para? Parayı devlet basar. Kurumuş tulumbayı çalıştırmak için biraz para akıtmayı, dolayısıyla sınırlı ve sıkı denetimli düşük enflasyonu göze alabilen, bu yöntemle alınacak sonucun başlangıçtaki endişeleri gidereceğine inanan, paranın basımı gibi, kullanımını, yatırımını planlara bağlayan, yöneten bir devlet.”
Cumhuriyet gazetesinin internet sitesi ücretli olduğu için yazıya link veremiyoruz. Aşağıda basılı halinin taranmış bir bölümünü görüyorsunuz.

Feyzullah harikalar diyarında
Eylül 7, 2009Gazetemiz Sözcü, bir taşla üç kuş vuruyor:

Eğer DHA'dan Yaşar Anter ve/ya bu sayfayı yapanlar gözümün içine bakarak "bunlar stoktan seçilmiş fotoğraflar değil, gittim sahile, bu kızları çekerken onlara bakan bu adamı gördüm, adını sordum, memleketini sordum, soyadını sormadım, o da uzun süre sahilde şaşırarak dolaştı" diyebilirlerse, kendilerinden özür dileyeceğim.
1. Sayfada koca bir bölümü haberle falan uğraşmadan dolduruyor.
2. Arka sayfaya bikinili hatun fotoğrafı basma gerekliliğini aradan çıkarıyor.
3. Okuyucu kitlesini oluşturan kendilerini beyaz sanan gri Türklere “Birader, açılım-maçılım diyorlar, bu görmemiş kekolara yüz verirlerse karımıza kızımıza musallat olurlar valla, akıllı olalım” mesajı veriyor.
Daha ne olsun?

İkisi de yeter
Eylül 6, 2009İki kelimede çok şey anlatmak bir ustalıktır. Fanatik bu iki kelimesiyle Türk spor medyasının futbolu nasıl gördüğünü harika özetlemiş. 28 Ağustos 2009 tarihli Fanatik’in ilk sayfası bu, önceki gece play-off turları oynanmış, Galatasaray ve Fenerbahçe rakiplerini eleyip Avrupa Ligi’ne girmeye hak kazanmışlar. Fanatik güzel bir şekilde kutlamış bu olayı: “Hep Beraber” başlığıyla. Öyle ya, Türk takımları hep beraber Avrupa Ligi’nde oynayacaklar. Ama bir şeyi atlamış sanki, daha doğrusu iki şeyi: Trabzonspor, Sivasspor diye iki takım daha oynamıyor muydu bu turda? Onlar da vardı, ikisi de elenmişti, ama İstanbul’un iki büyüğü varken Anadolu Kaplanlarına sıra gelmese de olurdu. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın varlığı “Hep Beraber” için yeterliydi. Türk futboluna hayırlı olsundu.

http://fanatik.ekolay.net/UEFA-Avrupa-Ligi-Hep-beraber_3_Detail_213_143654.htm
İsmi Ciara… Ciara Feat.
Eylül 6, 2009Cengiz Semercioğlu Hürriyet’in günlük eki Kelebek’teki köşesinde ”Cihangir ve sorunları” dışında konularla da ilgileniyor. Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun Number One TV’yi uyarmasına sebep olan “cinsel içerikli klip” konusu her yazar için olduğu gibi Semercioğlu için de bulunmaz nimet. Hem muhalif, hem kültürel içerikli bir yazı çıkartabilirsiniz ne de olsa!

Ne var ki, öyle bir hata var ki bu yazıda, bir çuval incir berbat olmuş.
“Justin Timberlake ve Ciara Feat’in düet yaptığı “Love Sex Magic” klibini yasakladı Radyo Televizyon Üst Kurulu… Number One TV’yi de uyardı bu konuda, “Bir daha yayınlarsan basarım cezayı” dedi.”

Yazının spotunda geçen bu ibare Semercioğlu’ndan mı çıkmış bilmiyoruz (memlekette editör kurbanı yazar da çok zira) ama neticede medyadaki kültür sanat/popüler kültür konusundaki zayıflığı göstermesi açısından ibretlik. Ciara’nın Justin Timberlake’le ortak çalışmasını vurgulamak için kullanılan “feat.” yani tam haliyle “featuring,” Ciara’nın soyadı oluvermiş bu yazıda.

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12416810&yazarid=105&tarih=2009-09-05
“Ev-ver, araba-ver” bir de akıl ver
Eylül 1, 2009Haber Türk sayfa tepesinde ayrı bir şerit yapıp orayı habere yorum katan sorularla, karikatürlerle süslemeyi pek seviyor. İlgi çekici olduğu doğru. Bu “tepe süsünü” en son kullandıkları haberlerden biri de, artık iyi icinden çıkılmaz hale gelen Münevver Karabulut cinayeti haberi.

Haber Türk malum, bu cinayetle ilgili olarak, cinayet aletinin üzerinde kalan saçlarla birlikte çekilmiş fotoğrafını ve de öldürülen kurbanın kesilmiş başının bir poşete sarılı olarak içinde durduğu kapağı açık gitar kılıfının fotoğrafını da yayınlayarak “halkın bilgi alma hakkına hizmet etmişti”. Bu sefer de Karabulut’un babasının hala kayıp olan katil zanlısının ailesinden 3 milyon Euro para istemesi haberinde bu tepe süslerine rastlıyoruz.

mün-ev-ver araba ver 3 milyon ver
Karabulut’un babası Süreyya Karabulut tepeden sayfaya bakarak “Mün-ev-ver, araba ver, 3 Milyon ver” diyor. Haber Türk, başından beri olayı yakından takip etmesinden olsa gerek, hislerini haberle hayli karıştırıp, Süreyya Karabulut’la dalga geçiyor, Ama son noktayı Haber Türk genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı’nın köşe yazısı koyuyor: “Münevver’in babası benim, biziz.” Altaylı Süreyya Karabulut’un para istemesini eleştirip kendisini artık hayatta olmayan Münevver’in babası ilan ediyor.
